Bienvenue en France ( Fransa'ya Hoşgeldiniz )

  Hayatımın belkide hiçbir döneminde, hiçbir zaman göremeyeceğim yerleri 1 haftada gezdim gördüm. Paris'te dünyanın en iyi ve en önemli 5 müzesinden biri olan Louvre müzesinde orjinal Mona Lisa'ya canlı gördük ablamla. Champ Elysees , yani Şanzelize Caddesini boylu boyunca gezdik. Napolyon'un zaferleri adına yaptırdığı, daha sonra İkinci Dünya Savaşında Paris'i işgal eden Adolf Hitler'in ilk görmek istediği yer olan ve Paris'i Alman işgalinden kurtaran Charles de Gaulle'ün zafer yürüyüşünü başlattığı meşhur Zafer Takı, adına film de çekilen ünlü Moulin Rouge kabaresi, Seine Nehri gezintisi ile birlikte Saint Chapel, Notre Dame Kilisesi, Versay Sarayı ve tabiki Eiffel Kulesi. En üst katına kadar çıktık bu devasa demir yığınının. Benim gibi biri için Paris'teyken Stade de France ve Paris Saint Germain'in maçlarını oynadığı Parc des Princes Statlarını da görmeden olmazdı.

   Nice'te 5 gün boyunca konakladık. Aynı kıyı şeridinde yer alan birbirlerine çok yakın olan Cannes-Nice-Monaco hattını işledik. Karış karış gezdik. Nice'te meşhur Massena Meydanında gezip, ünlü sayılabilecek Casinoları, gösterişli otellerini gördük. ( WestEnd, Negresco...) Ve Sightsee Tour (şehir turu) ile Nice'in tarihinin yattığı yerleri gezdik. Özellikle Le Suquet bölgesi. Burada da bir Notre Dame Kilisesi ile karşılaştık. Ama Paris'teki kadar büyük ve gösterişli değildi tabi. Cannes'da meşhur film festivallerinin yapıldığı yerde yine bir film galası ile karşılaştık. Cannes'in kırmızı halısına çıkıp fotoğraf çekinmeyi ihmal etmedik. Paris'teki Notre Dame Kilisesinin ardından Cannes'te de bir kiliseyi gezdik. Rue Meydanını, ünlü Fransız tatlılarından macaronları tattık. Monaco'da ise Prens Albert'in otomobil koleksiyonunu hayranlıkla gezdik. Benim gibi bir Formula 1 fanı için Kimi Raikkonen'in Mclaren'i, Aytron Senna'nın eldivenlerini ve kaskını görmek, 1989 Ferrari F1'i canlı görmek inanılmaz birşeydi. Bunların dışında aklınıza gelebilecek her türlü klasik otomobil ve yarış otomobilini kapıvermiş prensimiz. Tabi yine futbolu ihmal etmeden Monaco 2.Loui Stadını gördük. Kraliyet Sarayını gezip, Napolyon ve Monaco Prensliği için yapılmış özel bir müzeye girdik. Ardından yine kraliyet tarafından yaptırılmış Oceanographic Müzesini gezdik. İçinde adından da anlaşılacağı üzere bol bol balık çeşidi , büyük akvaryumlar ve köpek balıkları var. Tabi birde Kaptan Kusto'nun heykeli. Ufak bir yer olduğu için neredeyse tamamını yürüdüğümüz bu zengin şehirde  Monaco Grand Prix'sinin hatrına tünel, Rascasse virajı ve Formula 1'in en yavaş virajı olan Loews'e gidip fotoğraf çektirip Formula 1 hacısı oldum. Tabi birde Monte Carlo'nun en ünlü Casino'suna girdik. O atmosferi soluyup çıktık içeriden.

  Bunlarda yukarıda anlattıklarımın kanıtı olmakla beraber gözünüzde canlanması açısından yardımcı olacaktır. Aşağıdaki fotoğraflar sadece Paris'te çektiğimiz fotoğraflardır. Nice,Cannes ve Monaco'nun fotoğraflarını bloga yüklemek zaman alacağı için yüklememeyi tercih ediyorum.

 











































Yorumlar